Haberler

Ses ve Görüntü Arşivi

English Page

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031EC

Genel

Hoş Geldiniz

 

KONYA TÜRK TASAVVUF MÜZİĞİ TOPLULUĞU

 

Topluluğumuz, Kültür Bakanlığı bünyesinde 1990 yılında Türk Tasavvuf Müziğini en üst seviyede icra etmek, araştırmak ve tanıtmak amacıyla kurulmuştur. Her yıl Konya’ da kutlanan Hz. Mevlana’yı anma haftasındaki programları ifa etmekle beraber, yurdumuz genelinde birçok il ve ilçemizdeki etkinliklerde tasavvuf müziğimizden örnekler sunmakta ve sema ayinini icra etmektedir.

Topluluğumuz Video Kayıtları

Mevlevi Ayinleri

738. Şeb-i Arus Bayati Mevlevi Ayini 738. Şeb-i Arus Bayati Mevlevi Ayini – TRT
 239880928_200.jpg 8cfea469-873f-4836-a476-ad516c941d66.jpg
737. Şeb-i Arus Şevkutarab Mevlevi Ayini 736. Şeb-i Arus Rast Mevlevi Ayini
 202627660_100.jpg  1510.jpg
734. Şeb-i Arus Ferahfeza Mevlevi Ayini 733. Şeb-i Arus Acembuselik Mevlevi Ayini
1771.jpg 733.jpg
733 Vuslat Segâh Mevlevi Ayini 733. Şeb-i Arus 
1754.jpg S5003932.jpg
733. Vuslat Nevâ Mevlevi Ayini 732. Şeb-i Arus Hicaz Mevlevi Ayini
07DM-2147.jpg 732.jpg
730. Vuslat 729. Vuslat Pencgah Mevlevi Ayini
1379.jpg Mevlana12_07DM-2040.jpg

 


 

Konserler

2011 Türk Müziği Konseri  Solist: Vedat Tüzün 2011 Zikir Meclisi
257097060_200.jpg zikir-meclisi.jpg
2011 Türk Müziği Konseri  Solist: Eda Karaytuğ 2011 Türk Müziği Konseri  Solist: Güzin Değişmez
220407948_100.jpg h2-255x170.jpg
2011 Türk Halk Müziği Konseri 2011 Türk Müziği Konseri  Solist: Kudsi Sezgin
1.jpg h11.jpg
2011 Türk Müziği Konseri Solist: Ömer Faruk Belviranlı  2011 Türk Müziği Konseri Solist: Ufuk Yürüç
 h2.jpg  h2.jpg
 2008 Kutlu Doğum Haftası Özel Konseri
 Semazen401-AskOlsunKonseri594-186-551.jpg

 


Belgeseller

Mevlana Müzesi Hamdım Piştim Yandım
00025.jpg 202627660_100.jpg
I was Raw, Cooked and the Burnt  Japan Document Film 
202709494_200.jpg 202709494_200.jpg

2009-2010 PERIYODİK PROGRAM VE KONSERLER

Lâfz-ı bişnevle doğan debdebe-i mânâyız

Yahya  Kemal

               Topluluğumuz, çok yoğun yurtiçi ve dışı turne programlarının yanı sıra, Konya Mevlana Kültür Merkezi’nde her hafta sonu gerçekleştirdiği periyodik programlarda, tekkelerin kapanmasından evvel bestelenip, günümüze ulaşabilmiş olan Mevlevi ayinlerini icra ederek sanatseverlerin beğenisine  sunmaktadır. Yazının Devamı

Topluluğumuz Resim Galerisi

MEVLEVİ AYİN-İ ŞERİF NOTA ARŞİVİ

MEVLEVİ AYİN-İ ŞERİF NOTA ARŞİVİ

Naat-ı Şerîf Notaları (Uzun ve Kısa Versiyonları, Güftesi)

Ferahnâk Ayin-i Şerîf Notaları – Sermüezzin Ri’fat Bey

Selmek Âyîn-i Şerîfi Notaları – Refik Fersan

Suzinâk Âyîn-i Şerîfi Notaları – Selânikli Necip Dede

Karcigar Âyîn-i Şerîfi Notaları – Rakım Erkutlu

Segâh-Mâye Niyâz İlâhî Notaları

Hicazkar Âyîn-i Şerîfi Notaları – Hafız Ahmet Çalışır

Şevkutarab Âyîn-i Şerîfi Notaları – Ali Nutki Dede

Acem Âyîn-i Şerîfi Notaları – Alaeddin Yavaşca

Muhayyer Sünbüle Âyîn-i Şerîfi Notaları – Bekir Sıdkı Sezgin

Evcara Âyîn-i Şerîfi Notaları – Cinuçen Tanrıkorur

Beyâtî Ayin-i Şerîf Notaları – Derviş Köçek Mustafa Dede

Hisar-Bûselik Âyîn-i Şerîfi Notaları – Sadeddin Heper

Nikriz Âyîn-i Şerîfi Notaları – Kemal Batanay

Sultânîyegâh Âyîn-i Şerîf Notaları – Kâzım Uz Bey

Yegâh Âyîn-i Şerîfi Notaları – Râuf Yektâ Bey

Rûy-i Irak Âyîn-i Şerîfi Notaları – Ahmed Avni Bey

Bûselikaşîran Âyîn-i Şerîfi Notaları – Ahmed Avni Bey

Dilkeşîde Âyîn-i Şerîfi Notaları – Ahmed Avni Bey

Müstear Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâizâde Ahmed Irsoy

Beyâtî-Bûselik Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâizâde Ahmed Irsoy

Neveser Âyîn-i Şerîfi Notaları – Rıfat Bey

Karcığâr Âyîn-i Şerîfi Notaları – Bolâhenk Nûri Bey

Bûselik Âyîn-i Şerîfi Notaları – Bolâhenk Nûri Bey

Acemaşîran Âyîn-i Şerîfi Notaları – Hüseyin Fahreddin Dede

Râhat-ül Ervâh Âyîn-i Şerîfi Notaları – Ahmed Hüsmeddin Dede Efendi

Dügâh Âyîn-i Şerîfi Notaları – Celâl Dede Efendi

Sabâzemzeme Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâi Dede Efendi

Mâye Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâi Dede Efendi

Sûz-i Dîl Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâi Dede Efendi

Sûzinâk Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâi Dede Efendi

Isfahan Âyîn-i Şerîfi Notaları – Zekâi Dede Efendi

Ferahfezâ Âyîn-i Şerîfi Notaları – Dede Efendi

Hüzzam Âyîn-i Şerîfi Notaları – Dede Efendi

Bestenigâr Âyîn-i Şerîfi Notaları – Dede Efendi

Sabâ Âyîn-i Şerîfi Notaları – Dede Efendi

Şevk-ü Tarâb Âyîn-i Şerîf Notaları – Dede Efendi

Sabâ-Bûselik Âyîn-i Şerîf Notaları – Dede Efendi

Nevâ Âyîn-i Şerîfi Notaları – Dede Efendi

Hicaz Âyîn-i Şerîfi Notaları – Abdurrahim Künhî Dede

Acembûselik Âyîn-i Şerîfi Notaları – Abdülbâkî Nâsır Dede

Sûzidilârâ Âyîn-i Şerîfi Notaları – Sultan 3. Selim Han

Şedarâban Âyîn-i Şerîfi Notaları – Mustafa Nakşî Dede

Nühüft Âyîn-i Şerîfi Notaları – Eyyûbî Hüseyin Dede

Irak Âyîn-i Şerîfi Notaları – Hâfız Abdurrahim Şeyda Dede

Bestenigâr Âyîn-i Şerîfi Notaları – Bursalı Sâdık Efendi

Nihâvend Âyîn-i Şerîfi Notaları – Müsahib Seyyid Ahmed Ağa

Hicaz Âyîn-i Şerîfi Notaları – Müsahib Ahmed Ağa

Hicaz Âyîn-i Şerîfi Notaları – Nâyî Osman Dede

Çargâh Âyîn-i Şerîfi Notaları – Nâyî Osman Dede

Uşşak Âyîn-i Şerîfi Notaları – Nâyî Osman Dede

Rast Âyîn-i Şerîfi Notaları – Nâyî Osman Dede

Segâh Ayin-i Şerîf Notaları – Buhûrîzâde Mustafa Itri

Bayatiaraban Ayin-i Şerîf Notaları – Cinuçen Tanrıkorur

Hüseynî Ayin-i Şerîf Notaları – Beste-i Kadîm

Dügâh Ayin-i Şerîf Notaları – Beste-i Kadîm

Pençgâh Ayin-i Şerîf Notaları – Beste-i Kadîm

Topluluğumuz Ses kayıtları

AYİN-İ ŞERİF KAYITLARI

VUSLAT ALBÜMÜ

İLAHİLER

KONSER KAYITLARI

SEM’Â

SEM’Â

Mevlevîlik deyince ilk akla gelen semâ’, lügatte işitmek mânâsındadır. Terim olarak, mûsikî nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz.Mevlânâ zamanında belli bir nizâma bağlı kalmaksızın dînî ve tasavvûfî bir coşkunluk vesîlesiyle icrâ edilen sema’, sonradan Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi zamanından başlayarak Pîr Âdil Çelebi zamanına kadar tam bir disiplin içine alınmış, sıkı bir nizâma bağlanmış; icrâsı öğrenilir ve öğretilir olmuştur [34]. Böylece XV.yüzyılda son şeklini alan Sema’ Töreni’ ne daha sonra sadece XVII.yüzyılda Nâ’t- ı Şerîf eklenmiştir.

Sema’, sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, Yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip “İnsan- ı Kâmil” e doğru yönelişini ifâde eder.

Mutrıb ve semâzenlerin şeyh postunu selâmlayıp, semâhânede yerlerini almalarından sonra şeyh efendi semâhâneye girer, mutrıb ve semâzenleri selâmlayıp posta oturur.

Mutrıbdaki saz grubu asıl olarak neylerden oluşur. Bulunduğu takdirde bu heyete rebab, kanun, tanbur gibi diğer sazlar da ilâve edilir. Neyzenlerin başında bir neyzenbaşı, âyinhanların başında da kudümzenbaşı vardır. Bütün mukaabeleyi kudümzenbaşı yönetir. Âyinhanlar iki veye üç kudümle usûl vurarak eseri okurlar. Ayrıca âyinhanlardan biri halîle (zil) ile, bir diğeri de zilsiz def (bendir) ile usûle iştirak eder. naat

Sema’ Töreni, ‘Nâ’t-ı Şerîf’le başlar. Nâ’t-ı Şerîf kâinatın yaratılmasına vesîle  olan, yaratılmışların en yücesi Hz.Muhammed’i öven, Hz.Mevlânâ’nın bir şiiridir.   XVII.yüzyılda bestekârlarından “Itrî” adıyla tanınan Buhûrîzâde Mustafa  Efendi’nin Rast makamından bestelediği bu na’t-i, na’t-hân ayakta ve sazsız  okur.

kudumNa’t’i, kudüm darbları izler. Bu Yüce Yaratıcı’nın kâinata “ol” emridir. İslâm inanışına göre Allah, insanın önce cansız bedenini yaratmış, sonra ona kendi ruhundan üfleyerek diriltmiştir.

Na’’t’den sonra yapılan ney taksimi işte bu ilâhî  nefesi temsîl eder.

neyTaksimden sonra peşrevin başlaması ile şeyh efendi ve semâzenler, sema’ meydanında sağdan sola doğru dârevî bir yürüyüşe başlarlar. Semâ’ meydanını üç kez dolaşmaktan ibâret olan bu yürüyüşe “Devr-i Veledî” denir. 

Semâhânenin giriş kapısı ile tam karşıdaki kırmızı post arasında var olduğu kabul edilen bir çizgi, semâhâneyi iki yarım daireye böler. “Hatt-ı istivâ” denilen bu çizgi, mevlevîlerce kutsal sayılır ve aslâ üzerine basılmaz .

selamlasmaDördüncü bölüm, Sultan Veled devridir. Bu, Semazenlerin birbirine üç kere selam vererek, bir peşrevle dairevi yürüyüşüdür. Şekilde gizli ruhun ruha selamıdır… Semâ’ meydanının sağ tarafından post hizasına gelen semâzen, Hatt-ı İstivâ’ya basmadan ve posta sırt çevirmeden dönerek karşıya geçer. Böylece arkasından gelen semâzenle karşı karşıya gelir. Bir an göz göze gelen iki derviş, aynı anda öne doğru eğilerek birbirlerine baş keserler. Buna “Mukâbele” denir.

Postun tam karşısında Hatt-ı İstivâ’nın sema’ meydanını kestiği noktaya gelen derviş burada da baş keser ve Hatt-ı İstivâ’ya basmadan yürüyüşüne devam eder.

Üçüncü devrin sonunda şeyh efendinin posttaki yerini almasıyla Devr-i Veledî tamamlanır. Bu devirler, şeyh denilen mânevî terbiyecinin rehberliğinde Mutlak Hakîkat’i “İlm-el Yakîn” olarak bilişi, “Ayn-el Yakîn” olarak görüşü, “Hakk-al Yakîn” olarak da O’na erişi sembolize eder.

Postnişin’in posta ulaşması ile Kudümzenbaşının Devr-i Veledî’nin bittiğini îkâz eden vuruşları ile neyzenbaşı kısa bir taksim yapar ve âyin çalınmaya başlar.

Semazen üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik olarak, hakikate doğar kollarını bağlayarak bir rakkamını temsil eder. Böylece Allah’ın birliğine şehadet eder.

gorusmekSemâzenler tek tek şeyh efendinin elini öperek izin alır ve sema’a başlarlar.

Sema’, her birine “selâm” adı verilen dört bölümden oluşur ve semâzenbaşı tarafından idâre edilir. Semâzenbaşı, semâzenlerin dönüşlerini kontrol ederek intizâmı temin eder.

semaI.Selâm, insanın kendi kulluğunu idrâk etmesidir.

II.Selâm, Allah’ın büyüklüğü ve kudreti karşısında hayranlık duymayı ifâde eder.

III.Selâm bu hayranlık duygusunun aşka dönüşmesidir.

IV.Selâm ise insanın yaratılıştaki vazîfesine yani kulluğa dönüşüdür. Çünkü İslâm’ da en yüce makam, kulluktur. 

postnisinIV.Selâm’ın başlaması ile “postnişîn” yani şeyh efendi de hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan sema’ a girer. Postundan sema’ meydanının ortasına kadar dönerek gelir ve yine dönerek postuna gider. Buna “Post Semâ’ı” denir.
Bu arada IV.Selâm bitmiş, Son Peşrev ve Son Yürüksemâî çalınmış, son taksim yapılmaktadır.

duaŞeyhin posttaki yerini almasıyla Son Taksim de sona erer ve Kur’an-ı Kerîm’den bir bölüm yani “Aşr-ı Şerîf” okunur. Son dualar, Allah’ın adı olan “Hû” nidâları ile son selamlaşmalarla Semâ’ Töreni sona erer. Şeyh Efendi’den sonra semâzenler ve mutrıp da şeyh postunu selâmlayıp semâhâneyi terkederler.

 

 

hu

Tasavvuf Müziği

Tasavvuf Müziği

Vural YILDIRIM*

…güzel sesi dinlemede kalb huzuru
ve Tanrı’yle birleşme zevki vardır.
Mevlâna – Mesnevî

İslam konusunda araştırma yapmak isteyenlerin karşısına oldukça karmaşık sorunlar çıkar. Bu sorunların nedeni, dünyanın bir çok coğrafi bölgesine yayılmış bu inancın kültüre göre, uygulanış ve algılanış farkıdır. Bu araştırmacıyı metod ve kaynak güvenirliği problemleri ile karşı karşıya bırakır.

İslam kaynaklarını incelemeye çalışmak oldukça güç ve çetrefilli bir iştir. Yüzlerce yılın birikimi sonucu oluşan bu literatür, araştırmacıyı ezecek kadar birikime ulaşmıştır. Araştırmaların bu nedenle genel olmamakla birlikte özel yani spesifik alanlarda yapılması, tümevarımcı bir yöntem izlenmesi temel olmalıdır. Her araştırma ve incelemede olduğu gibi bu alanda da çeşitli sorunlar olacaktır. Fakat konu inanç olduğunda başka sorunlarla karşılaşırız. Bunlar: Dil, kaynak, görecelik (kültürel yorumlama), doğruluk vb. sorunlardır.

Bizim çalışmamız müzik odaklı bir çalışma olduğu için diğer alanların sorunlarına değinmeği düşünmüyoruz. Çünkü böyle bir yönelim yazının boyutlarını ve konunun boyutlarını genişleteceği gibi, aynı zamanda haddimizi de aşmamıza neden olabilir. İslami kaynaklarda müzik konusu çeşitli tartışmalarla açıklanmaya çalışılmıştır. Biz yazımızda konuyu daraltmak ve okuyucuyu yormamak için tasavvuf müziği üzerinde duracağız.
 

İSLAM VE MÜZİK

Önceki yazımızda[1] değindiğimiz tasavvuf kelimesi ve anlamı üzerinde durmadan kısa bir hatırlatma ile yetinelim. Kişinin inancı yorumlaması, bireysel olarak inanç sahibi olması ya da gizemcilik ile açıklanan bir kelimedir.[2]

Tasavvuf müziğinin doğuşunu dini müziğin doğuşundan ayrı tutmak doğru değildir. Aslında her ikisi de dindışı müziğin sonrasındadır. “Gelişen musikinin din lehine istifade edilmesinden daha tabii bir şey olamazdı. Nitekim din dışı musikiye ait nağmelerin ve seslerin Kur’an’ın kıraatı üzerindeki tesirleri erken bir zamanda görülmeye başladı. Aynı zamanda “zühdiyat”ı, yani ilahileri de bu nağmelerle söyleme temayülü belirdi. Bu devrede Arap musikisi üzerinde Bizans ve İran musiki sanatlarının tesiri bariz bir şekilde kendisini gösterdiğinden aynı tesirler din dışı musiki vasıtasıyla Kur’an tilavetine ve ilahilerin: “Ehl-i Kitab” ve “Ehl-i Fısk”ın melodileriyle okunmaya başlandığını gören zühd ve takva sahibi Müslümanlar: ‘Kur’an’ı ehl-i kitabın ve ehl-i fıskın melodileri ile okumak caiz değildir’ tarzında bir prensip ortaya attılar ve bu prensibi daha sonra bir hadis şeklinde rivayete başladılar.Bu hadisin meali şudur: ‘Kur’an’ı Arap dili musikisi (lühunü’l- arap) ile okuyunuz, fasık ve günahkarlarla ehl-i kitap olan Musevilerin İsevilerin nağmeler (lühun)inden sakınınız.[3] Sayın Uludağ’ın çalışmasından da anlaşıldığı üzere müzik konusu islamiyet için önemli bir konu olmuş ve çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır.

Hicri II. Asır sonuna doğru zühd[4] devri yerini Tasavvuf’a bırakmıştır. Bu devirde yavaş yavaş tarikat ve tekkeler doğmaya yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu gelişmeler ile birlikte ortaya dini müzik çıkmış ve tasavvufta buna sema denmiştir. “…kuruluş halinde bulunan dini musiki daimi surette fıkıh ve hadis alimlerinin tenkidine (dış tenkid) maruz kaldığı gibi bütün zahidlerin ve hatta bazı sufilerin hücum hedefi olmaktan (iç tenkit) da kurtulamadı. …Tasavvufta ‘Dini musiki’ yerine ısrarla ‘Sema’ kullanılmıştır.[5] Bu kullanımın çeşitli nedenleri vardır. En önemli nedeni ise, “keyf, ve nefis ehli ile karıştırıl”[6]masını istememişlerdir.

Ünlü İslam bilgini Gazali ise müziğin kendisinin nötr olduğunu söyler. “…ahlaksızlığa yönlendirici ve gayri meşru olduğu tarzlar hariç, müziğin yasaklığına dair bir açık delil bulunmadığı”[7] sonucuna varır. Ayrıca Gazali müziğin zamana, mekana ve içinde bulunulan gruba göre haram ya da helal olma durumunun değiştiğini söyler.

Yukarıdaki görüşlerden anlaşılacağı gibi müziğin İslamiyet içinde yasak olmadığı kesindir. Müziğin insanları bir uyuşturucu gibi kötülüğe sevk etme durumu ortaya çıktığında ise yasağın sınırı başlamış olmaktadır.
 

TASAVVUF MÜZİĞİ’NİN ÜLKEMİZDEKİ DURUMU

Geleneksel müziğimizde iki ana ayrım bulunmaktadır. Birincisi enstrümantal müzik, diğeri ise edebi yanı olan sözlü müzik. Sözlü müziğin incelenmesi ve anlamlandırılması, edebi yanından ötürü kolaydır. Çünkü sözler, araştırmacıyı yönlendirme işlevi görür.

Geleneksel müziğimizin İslamiyet ile birlikte gelişen formuna, dini müzik, tekke müziği, tasavvuf müziği vb. denir. Aslında ülkemizin kültürel durumu nedeni ile müzik türlerine yönelik adlandırmalar tam olarak yeterli değildir. Sınırlar keskin ve belirgin olmamakla beraber, kaba da olsa tür sınıflaması yapılmaktadır. Bu konuda en bilinen türler: Alevi-Bektaşi müziği, Mevlevi müziği, Tekke müziği ve Cami müziğidir. “Türk dini musikisi, nitelik bakımından cami musikisi ve tekke (tasavvuf) musikisi olmak üzere iki türde incelenmiştir.”[8] Cami müziği ile tekke müziğini ayıran en önemli unsur; enstrümandır. Cami müziği insan sesi dışında bir enstrüman kullanmaz (A capella). Tekke müziğinde ise enstrüman eşliğinde ibadet yapılır. Oransay cami müziğini “Çalgıya hiç yer vermeyen, İslam dinsel metinlerini ezgileyip etkili kılmaktan başka amaç taşımayan bir musiki”[9] diye tanımlar.[10]

Geleneksel müziğimizin iki ana damarı, Halk ve klasik dediğimiz türleridir. Bu ayrımdaki tanımlamalar konusunda tam bir görüş birliği yoktur. Örn. Klasik müzik, saray müziği, sanat müziği vb. ile, halk müziği, bölgesel müzikler, etnik müzik vb. tanımlamalar yapılmaktadır.[11] Genel olarak Türk müziği ve halk müziği bilinen ayrımdır.

Tasavvuf müziği denilince akla, Türk müziği makamları[12] ile icra edilen müzik gelir. Aslında bu müzik türünü de ikiye ayırmak mümkündür. Birincisi halkın yaptığı ibadetlerde kullandığı tür; daha çok Alevi’lerde görülür. İkincisi; Tekkelerde yapılan, Bektaşi, Mevlevi, vb. tarikat müzikleri. Mevleviler namaz dışında sema ile ayrıca müzikli ibadet yaparlar. “Ayin denilen bu besteler, her birine Selam denilen dört kısımdan meydana gelir. Güfte, genellikle Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin şiirlerinden seçilir. Araya başka tasavvuf şairlerinin bazı şiirleri de katılabilir. Fakat şiir sahiplerinde yine Mevlevilik aranır. Mevlana’nın şiirleri Mesnevi veya Divan-ı Kebir isimli eserlerinden alınır. Bu şiirler Farsça olduklarından, ayin güfteleri de Farsça’dır.”[13] Ayinler dört kısımdan oluşur. Bunlara; birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü selam denir. “Ayin sırasında dönen yani sema eden dervişlere Semazen, çalan ve okuyanların oturduğu yere Mutrıb; mutrıbdaki müzisyenlere Mutrıb Hey’eti denir. Mutrıb’da görevlere göre de ayrım yapılır: Ney çalanlara Neyzen; kudüm çalanlara Kudümzen; ayin okuyanlara Ayinhan; nat okuyana Na’t-han denir. Mutrıb hey’etinin başı Kudümzen başı’dır. Neyzenlerin başı Neyzen Başı’dır…[14]

Diğer türler ise: Na’t, durak, Mi’raciye, İlahi, şugul’dur. Ayrıca camilerde enstrumansız okunan mevlit, ilahi, kur’an’ın melodik okunuşu, Ezan vb. tasavvuf müziği içinde değerlendirilebilir.

Aleviler geleneklerini cem ve muhabbetlerde şiir-müzik eşlikli ibadet ve toplantılar ile aktarırlar. Müzikli toplantılarda varolan hikayeleri ve geçmişe yönelik bilgileri aşıklar anlatır. Aleviliğin uzun yıllar konumları gereği kamusal alanda yok sayılması nedeni ile, Vahit Lütfü salcı bunların müziğini Gizli Müzik tanımlaması ile anlatır. ”Halk edebiyatının açık kısmı Divan edebiyatçılarının ve Osmanlı lisancı ve terkibcilerinin gürültülerine ve tahakkümlerine boğularak iltifatsızlığa uğramış ve görünmemiş; gizli kısım ise alevi Türk kabilelerinin süregeldikleri (İslami Türk) gizli mezhepciliğinin gizli anane ve törelerine karışarak onlarla beraber meçhuliyete sürüklenmiş ve şimdi de kaybolmak üzere bulunmuştur.”[15] Aleviler müzikli ibadetlerinde halk müziği türünü kullanırlar.[16] Bektaşilerden müzikal açıdan ayrıldıkları nokta makamsal müziktir. Aşıkların söylediği dini içerikli müzikli sözler, Alevi-Bektaşi pirlerinin, dedelerinin şiirlerinden alınmadır. Eşlik olarak bağlama kullanılmakta, hatta bağlamaya telli kur’an denmektedir. Fundamentalistler, bağlamayı ve müzik aletlerini şeytan icadı diye eleştirdikleri dönemde, Aşık Dertli, şu dizeleri ile yanıt vermiştir.

Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde

Aleviler geleneklerini cem ve muhabbetlerde şiir-müzik eşlikli ibadet ve toplantılar ile aktarırlar. Müzikli toplantılarda varolan hikayeleri ve geçmişe yönelik bilgileri aşıklar anlatır. Aleviliğin uzun yıllar konumları gereği kamusal alanda yok sayılması nedeni ile, Vahit Lütfü salcı bunların müziğini Gizli Müzik tanımlaması ile anlatır. ”Halk edebiyatının açık kısmı Divan edebiyatçılarının ve Osmanlı lisancı ve terkibcilerinin gürültülerine ve tahakkümlerine boğularak iltifatsızlığa uğramış ve görünmemiş; gizli kısım ise alevi Türk kabilelerinin süregeldikleri (İslami Türk) gizli mezhepciliğinin gizli anane ve törelerine karışarak onlarla beraber meçhuliyete sürüklenmiş ve şimdi de kaybolmak üzere bulunmuştur.”[15] Aleviler müzikli ibadetlerinde halk müziği türünü kullanırlar.[16] Bektaşilerden müzikal açıdan ayrıldıkları nokta makamsal müziktir. Aşıkların söylediği dini içerikli müzikli sözler, Alevi-Bektaşi pirlerinin, dedelerinin şiirlerinden alınmadır. Eşlik olarak bağlama kullanılmakta, hatta bağlamaya telli kur’an denmektedir. Fundamentalistler, bağlamayı ve müzik aletlerini şeytan icadı diye eleştirdikleri dönemde, Aşık Dertli, şu dizeleri ile yanıt vermiştir.

Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde

Alevi müziğinin tüm repertuarını tasavvufi bir boyuta indirgemek yanlış olur. Aleviler de günlük yaşamlarında mistik ögeler içermeyen türküler söylerler. Alevi müziğini de sözlü ve sözsüz diye ikiye ayırabiliriz. Sözsüz müzikte, tür olarak cuş havaları, peşrevler ve semahlar sayılabilir. Sözlü müzikte ise: deyiş, nefes, duvaz-ı imam, miraçlama vb. türler vardır.[17] Kısa bir miraçlama örneği:

Geldi cebrail çağırdı
Hak Muhammed Mustafa
Hak seni Mirac’a okur
Davete kadir Huda
………

Şah Hatayi’m vakıf oldu
Bu sırrın ötesine
Hakk’ı inandıramadı
Özü çürük ervaha
 

Geleneksel müziğimiz içinde tasavvufi yanı olan müziğimiz ibadet sırasında topluca ya da bireysel olarak varlığını sürdürmektedir. Değişen kültürel yapı müziğin melodik biçemini değiştirmekte sözler ise ağırlıklı olarak değişime direnmektedir. Dinsel-Tasavvufi müziğin en önemli unsuru olan ritm ve edebi yan müziğin efendisi olma özelliğini korumaktadır. Bu müzikleri anlamanın birincil koşulu o guruba ait olmak ya da mistik kodları çözmek için gerekli kültürel donanıma sahip olmak gerekir. Sonuçta; ibadet de bir çeşit katarsis işlevi görmekte, bunun aracısı, yapanlara göre değişmektedir.
——————————————————————————–

 *Etnmüzikolog

[1] Bknz. Vural Yıldırım. “Sufi Müziği- kavval Müziği-1” İnsancıl Dergisi. 2003-4

[2] Ayrıntılı bilgi için bknz. O. Hançerlioğlu. Dünya İnançları Sözlüğü. “Tasavvuf” Maddesi. İst: Remzi Kitabevi,1993. Muhyiddin İbn Arabi. Endülüs Sufileri (Çev: Refik Algan). İst: Dharma yay. 2002. İslam Ans. “Tasavvuf” Maddesi. İst: MEB. Yay. 1979. Cilt,12-1. S,26. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ans. İst: İletişim yay. 1985. S,978

[3] Süleyman Uludağ. İslam Açısından Musiki ve Sema’. Bursa: Uludağ Yay. 1976. S,207-208.

[4] “zühd tasavvufun başlangıcıdır, sufiyane hayat zahidane hayat ile başlar. …tasavvufi hayat doğmadan evvel İslam ruhani hayatına abid ve zahidler hakimdi.”S. uludağ. Age. S,219.

[5] S. Uludağ. Age. S,228.

[6]  “…sema fizik ve fizyolojik bakımdan bir takım özellikler gösteren müzisyenlerin anladıkları musiki değildir. Onlar tamamen ruhani sırlara, manevi gerçeklere ve iç alemlerinde duydukları ulvi seslere de sema adını vermişlerdir. Hafiften sema, vicdanın sesini, ruhun sadasını dinleme, manasına gelir. Bu bakımdan sema’ın sınır ve şumülünü tesbit ve tayin bile mümkün değildir.” S. Uludağ. Age. S,228, 231

[7] Losi lL. Faruki. İslam’a Göre Müzik ve Müzisyenler (Çev: Ü. Taha Yardım). İst: Akabe Yay. 1985. S,47

[8] Nuri Özcan. “Dini Musiki” Maddesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ans. İst:1994. Cilt:9. S,359

[9] Gültekin Oransay “Cumhuriyetin İlk Elli Yılında Geleneksel Sanat Musikimiz” Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ans. Cilt: VI. S,1496

[10] Dini formların ayrıntısı için bknz. İsmail Hakkı Özkan. Türk Musıkisi Nazariyatı ve Usulleri. İst: Ötüken Neşriyat. 1994. S,79-84

[11] Bknz. Vural Yıldırım. “Mutlu Torun İle Türk Müziği Üzerine”. İst: Bağlam yay. Toplumbilim. 2001-12. S,51

[12] makamlar konusunda bir fikir sahibi olunması için örnek vereceğiz. Ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için 10 nolu dipnottaki kaynağı önerebiliriz.

[13] İ. Hakkı Özkan. Age. S,82

[14] İ. Hakkı Özkan. Age. S83

[15] Vahit Lütfü salcı. Gizli Türk halk Musikisi (Yayına Haz. Etem ütük). İst: Numune Matbaası. 1940. S,16

[16] “Alevi-Bektaşi müziğinde: Hicaz, Hüseyni, Neva, Uşak, Rast, Saba gibi makamlar jullanılmaktadır; ancak bu adlandırma daha çok şehirlere özgüdür. Kırsal kesimde yaşayan Alevi-Bektaşi makam ve usule isim vermez. Ş. Urfa, G. Antep, Kırklareli, Tokat, Sivas vb. yörelerde ‘Semah makamı’, ‘Duvaz makamı’ gibi adlandırmalar yapılıyorsa da anlaşılacağı gibi bunlar, bir türün ezgisel yapısının bütünü için kullanılan terimlerdir.” M. Duygulu. “Alevi-Bektaşi Müziği” Cem Dergisi. 91-7. S,24

[17] Ayrıntılı bilgi için bknz. İ. Cem Erseven. Aleviler’de Semah. İst: Ant Yay.1990

YEREL VE ULUSAL BASINDA TOPLULUĞUMUZ

YEREL VE ULUSAL BASINDA TOPLULUĞUMUZ

 

http://www.ntvmsnbc.com/news/397931.asp

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7001418&tarih=2007-01-25

http://www.kononline.com/haber/haberler_detay.asp?id=3818

http://www.semazen.net/news_detail.php?id=200

http://www.mansetgazetesi.com/haber.asp?id=3026

http://www.rebeldream.com/forum/lofiversion/index.php/t1808.html

http://www.aydinses.com/modules.php?name=eyupnew&op=haber&id=58

http://www.bitlis.gov.tr/Anasayfa/modules.php?name=News&file=article&sid=54

http://www.afyon-bld.gov.tr/tr/detay.aspx?id=415

http://www.gumushacikoy.org/print.php?type=N&item_id=653

http://www.ntvmsnbc.com/news/354392.asp

http://www.turkiyeturizm.com/news_detail.php?id=2069

http://www.mehtap.tv/index.php?hbrID=1169

http://ankara.sendeyolla.com/medyadetay.aspx?&tid=3&cid=21&id=39092

http://www.samanyoluhaber.com/index.php?khide=1&ghide=1&hid=30745&sec=

http://www.osmancik.com.tr/public/gazete.aspx?id=464

http://www.ensonhaber.com/news_detail.php?id=44155

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2003/02/03/244015.asp

http://forum.donanimhaber.com/m_8125979/tm.htm

http://arsiv.zaman.com.tr/2002/09/27/kultur/h7.htm

http://www.tgrthaber.com/news_view.aspx?guid=%7B3FD9FD03-80F6-432F-9F87-3E7B43E1A39A%7D

http://www.nehir.net/haber0643.html

http://www.medyavan.com/haber_yorumla.php?haber_no=478&kat=15

Sanat Kurulumuz

 SANAT YÖNETMENİ

 Yusuf Kayya

 SANAT YÖNETMEN YRD.

 Tanbur Sanatçısı

 Kagan Ulaş

 TOPLULUK MÜDÜRÜ

 Ömer Faruk Belviranlı

 POSTNİŞİN

 Fahri Özçakıl

 Kanun SANATÇISI

 M. Celalettin Aksoy